Levent Evrim
Levent Evrim
Yaygın bir kanaat..

Meslek hakkı konusu eczacılık sektörünün gündeminde nihayet üst sıralara çıkmaya başladı. Günlük sorunların balçığında yerinde sayan eczacılar, temel sorunlara eğilecek vakti bulamıyorlardı bir türlü. Yine de bazı çalışmalar uç vermeye başladı bu konuda. Örneğin TEB'in yeni kurduğu "Meslek Hakkı Komisyonu" her ne kadar çok gecikmiş bir çalışma olsa bile, yine de bir başlangıçtır. Komisyon henüz ikinci toplantısını yaptı ve henüz "Farkındalık oluşturma" aşamasında. Toplantı gündeminde öyle yazıyor: "Meslek hakkı ve meslek hakkı uygulamaları konusunda eczacılarda ve diğer paydaşlarda farkındalık oluşturulmaya yönelik gerçekleştirilen çalışmalar.." diyor.

Neden çok gecikmiş dediğimizi açıklayalım. SGK eczacıları kendi veznedarı olarak tayin ettiği gün, gelmeliydi masaya bu "Meslek hakkı" talebi. Tabii bugün "farkındalık" oluşturmaya çalışan TEB'in, o gün kendisi neyin ne kadar farkındaydı onu bilemiyoruz!

"Meslek hakkı" eczacıların son derece haklı oldukları bir talep. Gelişmiş ülkelerin hemen tamamında, şu veya bu isim altında ödenen bir danışmanlık ücreti bu. Kimi ülkeler bunu reçete başına ödüyor, kimi ülkeler ise kutu başına. Bizde "Reçete hizmet bedeli" adıyla ödenen, reçete başına 25 kuruş veya 75 kuruş ise eczacıların ciddi tepki verdiği bir uygulama. Bakın nasıl:                               

Argemar Araştırma'nın 1000 eczacı arasında yaptığı son araştırmada bu soru da vardı. Eczacılara soruldu, denildi ki: "Sizce bu para yeterli mi?" Kantitatif sonuçlar ayrıca yayınlanacak ama size cevaplardan birkaç örnek sunabilirim.

İstanbul'dan Ecz. Ömer H.,"Fakire sadaka vermeye benziyor."

İstanbul'dan Ecz. Babür N., "Onu da vermesinler, yaşadıklarımızı anlatamam.."

İstanbul'dan Ecz. Aynur K., "Bizi öyle zorlayan hastalar var ki hani 100 TL olsa kurtarmaz diyeyim size.."

Ankara'dan Ecz. Aydın A., "Dalga geçer gibi.. Devlet kendisi 3 TL alıyor, bize neden 75 kuruş veriyor?"

Aydın'dan Ecz. Fatmagül U.,  "Hiç konuşmayalım sinirleniyorum. Sadaka verir gibi, ne bu böyle, hiç vermesinler.."

Bu liste böyle uzayıp gidiyor. Konu açıldığında büyük çoğunluk tepkili ve öne çıkan iki kelime var. "Sadaka" ve "Onur kırıcı".. Aslında eczacılarla yaptığımız konuşmalarda giderek sık rastladığımız kelimeler bunlar. Ne yazık ki devletin kendilerini aşağıladığı, horladığı ve onurlarını kırdığı düşüncesi eczacılar arasında giderek yaygın bir kanaat haline geliyor.

Eczacıları, ilaçların ecza depolarından hastalara ulaştırılmasında bir perakendeci durak olarak gören zihniyet, büyük yanılgı içinde. Eczacı ister mahalle arasında olsun ister ana caddenin göbeğinde, hastanın 1. aşama sağlık danışmanıdır, bu hiçbir yerde değişmez. Hasta; eczacıya doktora gitmeden önce sorar, doktor dönüşü elinde reçeteyle gelir ve sorar, ilacı kullanmaya başlar ertesi gün gelir sorar, gece 23.00 de telefon açar sorar.. Neler sorar diye bir de siz sormayın, hani duyduklarım roman olur..!! Bu bir danışmanlık hizmetidir ve bu danışmanlık hizmetinin bir bedeli olmalıdır.  İşte "Meslek hakkı" bu danışmanlık hizmetinin bedelidir.

Sözümüzü İstanbul'lu Eczacı Burcu S.'nin sözü ile bağlayalım: "Madem ilaç fiyatlarını yurt dışına göre ayarlıyorlar, bunu da oraya göre ayarlasınlar.."