Levent Evrim
Levent Evrim
Siyaset bu yükü kaldıramadı..!

İdare, sıkı bir viraj aldı ve 45 günden 5 güne geriledi.  Son seferinde "45 gün sonra" olarak uyguladığı, ilaç fiyatlandırmasında kullanılan Avro değerindeki artışların yürürlüğe girme süresini, önceki gün aldığı bir kararla "5 gün" e indirdi. Karar "Yetmez ama evet" cinsinden doğru bir karar.

Neden 5 gün bekleniyor da mesela hemen ertesi gün yürürlüğe girmiyor, onu bilmiyoruz. Eminim sual edildiğinde ortaya çıkarılacak sıkı gerekçeler, süslenmiş mazeretler dosyalarda bekliyordur.

Halk arasında; mekanizması tam da anlaşılamayan, çoğunlukla şaibeli olaylar için kullanılan bir deyim vardır. "Bir filim döndü ya.." derler.

İdarenin yeni Avro değerini açıkladığı 6. Ocak tarihinden itibaren, şu ibret sahnesinde oynanan filme biraz yakından bakalım, belki o zaman "5" gün manevrasını daha iyi değerlendirebiliriz.

Yeni fiyatların uygulamasına 45 gün sonra başlanacağının açıklanmasından bir iki gün sonra eczanelerden ilk çığlıklar da duyulmaya başladı. Bilinen nedenlerle, zaten adı var kendi yok olan ilaç yığınlarına, bir anda yenileri eklenmişti.

Artık falanca ilaçlar da ortadan çekilivermişti ki, bu durum deyim yerindeyse tüy dikti..

Söylentiler ayyuka çıktı.

"Bazı üretici firma ve ecza depolarının stoklarında olmasına rağmen, ecza deposu/eczanelerin taleplerini geri çevirdikleri ve fiyat artışı olacak ilaçların satışını yapmadıkları, ilaçları ancak fiyat değişikliğinin geçerli olduğu tarihten sonra piyasaya verecekleri.. vs.. vs.."

Çıkan hengame sanıyorum beklenenin, hesaplananın üstünde oldu. Zamana yayar, bir iki demeçle işi kapatırız diye düşünenlerin hesabı bu kez tutmadı. Tansiyon hızla yükseldi.

Elinde reçete ile eczaneye gelen hasta aradığı ilacı bulamayınca, toplumsal hafıza harekete geçti ve ilk ağızda karşısında gördüğü eczacıyı ilaç stokçuluğuyla suçladı. Doğrudur, 78-80 arası, zamanın ünlü zabıta müdürü rahmetli İsmet Silahçı ile çok bakkal market basıp, deposundaki sana yağı, ampul, sigara stokunu ortaya çıkarmışlığımız vardır. Toplum bunu yaşamıştır ve unutmaz, malı bulamayınca perakendeciyi suçlar. Filmi çevirenler de buna güvenerek suçu eczacının üzerine atabileceklerini düşündüler.

Ne var ki eczane bakkal değildir ve eczanenin ilaç stokuna yatmasının, her şey bir yana matematik alt yapısı yoktur.

Haksız suçlama ile canı yanan eczacılar, meslek örgütleri kanalı ile seslerini yükselttiler; ortam birden hareketlendi.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK), ilaç sıkıntısının üstü örtülemez hale gelince, fiyat kararının açıklanmasının üzerinden iki hafta geçmeden, 19 Ocak'ta bir duyuru yayınlamak zorunda kaldı; duruma el koyduğunu açıkladı: "Sorumlular hakkında mevzuat doğrultusunda idari ve cezai işlem uygulanacaktır."

İyi de sorumluyu koydunsa bul bakalım..

Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) aynı gün zehir zemberek bir duyuru ile cevap verdi. "İlaç sıkıntısının kaynağını en iyi TİTCK bilir" deyip, çıktı işin içinden. Öyle ya İlaç Takip Sistemi (İTS) diye bir şey vardı. Sıkıntının firmalardan mı, depolardan mı kaynaklı olduğunu, yoksa arz eksikliği ile ilgili mi olduğunu TİTCK bilmeyecekti de kim bilecekti.

Hemen ertesi gün 20 Ocak'ta, hem Türk Eczacıları Birliği (TEB) hem İstanbul Eczacı Odası (İEO) topa girdiler.

İEO bir adım ileri gitti ve somut bir talepte bulundu. Piyasada bulunmayan ilaçlardan 10 tanesinin adını verdi. İTS'den bakılarak hangi ilaç firması ya da ecza deposunda kaç adet bulunduğunun belirlenmesini talep etti.

Ne oldu dersiniz? Hiç bir şey olmadı.

Kimse de üzerine alınmadı.

Hadi diyelim TİTCK bin yıllık devlet geleneği ile böyle bir açıklamaya yapmaya yanaşmadı.

Ne var ki o açıkça adı verilen ilaçların satıcıları, getiricileri, dağıtıcıları da duymazdan geldiler. Kimse;  piyasanın olağan talebi şudur, depo mevcudumuz budur, piyasaya da şu hızla veriyoruz filan gibi teknik açıklamalar yapmaya, nezaketen de olsa kamuoyunu aydınlatmaya yanaşmadı.

Peki ne oldu? Bir sonraki gün 21 Ocak'ta çok şenlikli bir başka gelişme oldu. Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği (TEKB) Yönetim Kurulu Başkanı, çıktığı televizyon programında ilaç sıkıntısına neden olarak yabancı ilaç şirketlerinde çalışanların  Christmas tatilini ve kar yağışını gösterdi.

Programı yöneten Armağan Çağlayan'ın aklına da; peki muhterem, bu Christmas dediğin hep olur, kar dersen her kış yağar ama böyle sıkıntı her zaman olmaz demek gelmedi.

Bir sonraki gün 22 Ocak'ta sıra artık ilaç üreticilerine gelmişti, açıklamalarını yaptılar. İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS), beklendiği gibi, üyelerinin depolara ilaç sevkiyatını aksatmadan devam ettirdiğini söyledi.

Gördüğünüz gibi açıklama çok ve fakat ilaçlar ortada yoktu..!

Tansiyon daha da yükseldi..

Karşılıklı yapılan açıklamalar ve suçlamalar basında art arda yayınlanınca, tansiyon daha da yükseldi.

Filmi çevirenler (Artık her kimse, onu hala bilemiyoruz!) gördüler ki iş çatallaşıyor, musluklar az biraz açıldı. Bazı kalemler yer yer kendini gösterdi ama yine de genel sıkıntı hissedilir ve hatta can yakar ölçüdeydi.

Bulunmayan pek çok ilaç vardı zaten. Üzerine biraz daha eklense bir şey olmaz diye düşünülmüş olmalı masa başında. İşlerin bu kadar büyüyeceğini ise kimse hesap etmemişti.

Bu arada idare her fırsatta, konuyu takip ediyoruz, sorumluları cezalandıracağız kabilinden açıklamalarını sürdürdü ama ortada cezalandırılan bir sorumluya rastlanmadı.

Beklenmeyen boyut

Diğer taraftan konunun başka bir boyutu zaman içinde giderek ağırlık kazanıyordu. İlaç sıkıntısının sorumlusu kim olursa olsun, kuşkusuz idarenin görevi sorumluları cezalandırmaktı. Ancak daha önemlisi ve topluma karşı asli görevi, ilacın bulunulurluğunu sağlamaktı.

Bunu sağlayamayan idarenin önüne konabilecek fatura, siyasi iktidara kadar uzanabilirdi ki, günümüzün siyasi ortamında bu pahalıya mal olabilirdi.

İdare ilacın fiyatının 45 gün sonra artacağını ilan ederken, bu durumun stokçuluğa yol açacağını görememiş miydi? "Görememiş demek ki" demek, en hafifinden saflık olur.. Tamam şöyle diyelim; "Görmeliydi.." Ya da engelleyebileceğini düşündü..

Öne sürülen varsayımlardan biri, idarenin zamlı uygulama tarihini ileri atarak, bütçe zararını azaltmak istediği şeklinde. Belki doğrudur ama bu kez siyaset bu yükü kaldıramadı.

Stokçuluğa göz yumdular iddiasının referandum kampanyasında kullanılabileceği ihtimali bir karabasandı ve hemen harekete geçildi. 45 günlük bekleme süresi 5 güne indirilerek yanlıştan dönüldüğü mesajı verildi ve yaygın deyimiyle toplumun gazı alındı.

Velhasıl, "5 gün" kararını referandum sath-ı mailine girmiş olmamıza borçluyuz.